Konya Türkiye’nin yüz ölçümü bakımından en büyük şehri olarak dikkati çekiyor. Sanayileşme anlamında oldukça ileride olduğu bilinen şehir, Türkiye’nin lokomotif üreticilerinin pek çoğunun ana merkezi olarak da biliniyor. Şehre girişte de ziyaretçileri öncelikle dev fabrikalar ve sanayi tesisleri karşılıyor. İç Anadolu Bölgesi’nin en önemli rotalarından biri olan Konya, Konya uçak bileti ile gezginler için ideal adreslerden biri. Çünkü gerek tarihi, gerekse doğal güzellikleri açısından seyahatseverlere farklı seyahat tecrübeleri kazandırıyor.
Elbette Konya mutfağına da değinmeden geçmek olmaz. Türkiye’nin en zengin mutfaklarından birinin Konya mutfağı olduğunun bu noktada altını çizmek gerekiyor. Konya’ya vardığınızda siz de bu mutfağın birbirinden lezzetli yemeklerini tatmaktan, her birini tek tek denemekten kendinizi alamayacaksınız. Bir Konya uçak bileti, size eşsiz bir mutfağın kapılarını aralayacak. Gurme seyahatlerin uğrak rotası Konya’yı keşfe çıkmaktan siz de son derece memnun olacaksınız.
Konya’da mutlaka görülmesi gereken yerler
1- Mevlana Türbesi (Mevlana Müzesi)
Konya denilince akla ilk gelen isim kuşkusuz ki Sufi mutasavvıf ve alim Mevlana Celaleddîn-i Rumi’dir. Bugün müze olarak kullanılan dergah, cumhuriyetin kurulması ile birlikte tekke ve zaviyelerin kapatılmasının ardından, dergah olarak kullanılmamış, ancak Türk İslam kültüründeki evrensel önemi sebebi ile müze olarak koruma altına alınmıştır. Bugün müzenin bulunduğu alan, Selçuklu zamanında I. Alaeddin Keykubat’ın sarayının gül bahçesi olarak kullanılmakta olan bir araziymiş. Bu bahçe, I. Alaeddin Keykubat tarafından, Mevlana Celaleddîn-i Rumi’nin babası olan, Sultânü’l-ulemâ Bahaeddin Veled’e hediye edilmiştir. Sultânü’l-ulemâ Bahaeddin Veled öldüğünde bu gül bahçesine gömülmüştür. Sultânü’l-ulemâ Bahaeddin Veled’i seven kişiler, Mevlana’ya gelip, mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemiştir. Mevlana bu fikre sıcak bakmamıştır. Kendisi 1273 yılında vefat ettiğinde, babasının yanına, bu gül bahçesine gömülmüştür. Bu kez de Mevlana Celaleddîn-i Rumi’nin müritleri, Mevlana’nın oğluna gidip, bu iki mezarın üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerdir. Mevlana’nın oğlu, bu fikri kabul etmiş ve 1274 yılında, mezarların üzerine bir türbe inşa edilmiştir.

Türbenin alametifarikası olan turkuaz renkli dev kubbe, 1396 yılında inşa edilmiştir. Osmanlı Dönemi’nde de çeşitli eklemeler yapılarak büyütülen türbe, Mevleviliğin dünyadaki merkezi haline gelmiştir. 1925 yılını dek Mevlevi Dergahı olarak hizmet veren yapı, daha sonrasında müze olarak koruma altına alınmıştır. Mevlana Müzesi’nin muhteşem renkli dev kubbesi, Konya’nın simgelerinden biridir. Şehrin pek çok yerinden görülebilen kubbe, bir Selçuklu şaheseridir. Mevlana Türbesi, sizi gerek mimari işçiliği, gerekse manevi yoğunluğu bakımından çok etkileyecek.
2- Konya Arkeoloji Müzesi
1901 yılında faaliyete başlayan Konya Arkeoloji Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden sonra (1899) Türkiye’nin en eski ikinci arkeoloji müzesidir. Avlonyalı Mehmet Ferid Paşa’nın valiliği esnasında, bir karma ortaokul olan Sultani Mektebi’nin avlusu içerisinde yer alan küçük bir binada kurulmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin, Konya’daki şubesi ve deposu olması amacıyla kurulmuştur.

Mustafa Kemal Paşa’nın Konya’yı ziyaretinin ardından, 1927 yılında müze, Mevlana Müzesi’ne taşınmıştır. Ardından 1953 yılında İplikçi Camii’ne taşınan arkeolojik eserler 1962 yılında bugünkü binaya taşınmışlardır. Konya Arkeoloji Müzesi dört bölümden oluşmaktadır. Bunlar, Prehistorik Eserler Bölümü, Demir Çağı Eserleri Bölümü, Roma Çağı Bölümü ve Sikke Bölümü’dür. Ayrıca müzenin bahçesi de sergileme alanı olarak kullanılmaktadır.
3- Karatay Medresesi
1251 yılında, Konya’nın Karatay ilçesinde yaptırılan medresenin mimarı bilinmemektedir. Medrese Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus döneminde, Celaleddin Karatay tarafından yaptırılmıştır. Medresenin yapılış amacı, hadis ve tefsir ilimleri eğitimi vermektir. Medrese kapalı medrese üslubunda, Konya’ya özgü sille taşından inşa edilmiştir. Medresenin en önemli ve ünlü mimari parçası kapısıdır. Kapı, Selçuklu Dönemi’nin mimari harikalarından biridir. Taş işçiliğinin benzersiz örneklerini, bu ünlü kapının üzerinde görmek mümkündür.

Karatay Medresesi, günümüzde Çini Eserler Müzesi olarak kullanılmaktadır. Medresenin iç mekanı, mozaik ve çini plakalarla kaplıdır. Medresenin güneybatı tarafında, Celaleddin Karatay’ın türbesi mevcuttur. Selçuklu Dönemi çini işçiliğinin doruk noktası olarak kabul edilen medrese, 1955 yılında Çini Eserler Müzesi olarak hizmete başlamıştır. Müzedeki en dikkat çekici eserler, Beyşehir’deki Kubadabad Sarayı’ndan getirtilen çiniler, alçı süslemeler, dolaplar, çini tabaklar ve kandillerdir.
4- İnce Minare Medresesi
İnce Minare Medresesi de tıpkı Karatay Medresesi gibi II. İzzeddin Keykavus Devri’nde inşa edilmiştir. Bu medresenin inşa emrini veren kişi, dönemin veziri Sahip Ata Fahreddin Ali’dir. 1264 yılında inşa edilen medrese, hadis ve tefsir ilimleri eğitimi verilen bir okul olmuştur. Medrese kapalı avlulu medrese üslubunda yapılmıştır ve tek eyvanlıdır. Kelük bin Abdullah’ın mimarlığını üstlendiği yapı, Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biridir. 19’uncu yüzyıla dek medrese faaliyetini sürdüren yapı, 1956 yılında Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak faaliyete girmiştir.

Müzede, Karamanoğlu Dönemi’ne ait, taş ve mermer üzerine oyulmuş kitabeler, Konya Kalesi’ne ait rölyefler, geometrik ve bitkisel motiflerle bezeli pencere kanatları ve kapılar, ahşap oyma tavan göbekleri, Selçuklu Devleti’nin sembolü olan çift başlı kartal ve kanatlı melek figürlerinin en nadide örnekleri sergilenmektedir. Sırlı tuğlalar ile süslenen zarif minaresi sebebi ile medreseye İnce Minare adı verilmiştir. Bu minarenin, geçmişte şimdikinden çok daha uzun olduğu bilinmektedir. Ancak 1901 yılında düşen bir yıldırım sonucu minare hasar görmüştür.
5- Alâeddin Tepesi
Dümdüz bir ovada yer alan Türkiye’nin en büyük şehri Konya’nın tek bir yüksek noktası vardır. Orası da Alâeddin Tepesi’dir. Buradaki yerleşim M.Ö 3000’li yıllara, Erken Tunç Çağı’na kadar geri gitmektedir. Konya’da kısaca “Alâeddin” olarak adlandırılan alan, Konyalılar için adeta bir kerteriz noktasıdır. Şehirde dolaşırken bir Konyalıya adres sorduğunuzda, mutlaka Alâeddin Tepesi’ne göre adres verildiğini fark edebilirsiniz. Tepe, tamamen insan yapımıdır. Yani doldurulmuş ve yığılmış bir toprak parçasıdır. Bu sebeple tepede sürekli kaymalar meydana gelir. Hatta rivayete göre tepe her yıl 2 santim küçülmektedir. Alâeddin Sarayı’nın ev sahibi olan tepeye dair pek çok efsane vardır.

Örneğin bir rivayete göre Sultan Alâeddin Keykubat, tüm şehre hakim olacak yüksek bir noktada bir saray yaptırmak ve burada yaşamak istemiştir. Ancak Konya’nın böyle bir tepesi yoktur. Bunun üzerine Alâeddin Keykubat bir ferman çıkarır. Herkesten toprak vergisi olarak bir çuval toprak getirip, şehrin merkezindeki bir noktaya yığmalarını ister. Halk, sultanın isteğini yerine getirebilmek için seferber olur ve kağnılarca toprak bugünkü Alâeddin Tepesi’nin olduğu noktaya yığılmaya başlar. Böylece Alâeddin Tepesi oluşmuş olur ve sultan yaşayacağı sarayın bu tepenin üzerine inşa edilmesini emreder.
6- Kubadabad Sarayı
Konya – Isparta arasındaki karayolunun yaklaşık 5’inci kilometresinde bulunan saray, olağanüstü güzellikteki çinileri ile ünlüdür. Rivayete göre, Sultan Alâeddin Keykubat, Kayseri’den Antalya’ya giderken, Beyşehir Gölü’nün manzarasından ve doğal güzelliklerinden çok etkilenir ve buraya hemen bir saray yapılmasını emreder. 1236 yılında inşa edilen sarayın etrafında, Alâeddin Keykubat’ın emri ile bir de şehir kurulmuştur. Saray şu an oldukça harap durumda olsa da günümüze dek ulaşabilmiş tek Selçuklu sarayıdır. Bu sebeple arkeolojik açıdan oldukça önemlidir. Sarayın göz alıcı çinileri günümüzde Karatay Müzesi başta olmak üzere, çeşitli müzelerde sergilenmektedir.
7- Nasreddin Hoca Türbesi
Konya’nın turistik noktalarından biri olan Nasreddin Hoca Türbesi, Selçuklu Dönemi’nin hazırcevap ve bilge kişisi Nasreddin Hoca’nın doğduğu yer olan Akşehir’de bulunmaktadır. Bu türbenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir ancak yapıldığı zamandan bu yana pek çok defa onarım geçirdiği için, orijinal halinden uzaklaştığı söylenmektedir.

Türbe önceleri çatısı olmayan, açık üslupla yapılmış bir türbe idi. Ancak 1878 yılında türbeye, toplamda 12 sütunun taşıdığı bir kubbe yapılmıştır. Türbede Nasreddin Hoca’nın mezarının dışında, Sultan I. Mehmet’in kızı Habibe Sultan’ın da mezarı vardır.
8- Kilistra Antik Kenti
Bu antik kentte, Roma Çağı ve Helenistik Dönem’e dek uzanan yerleşimler tespit edilmiştir. Kilistra’daki yerleşimler, Kapadokya’daki kaya oyuğu yerleşimleri ile benzerlik göstermektedir. Efsaneye göre, Roma Dönemi’nde Hristiyan olan Lystra halkı, putperest kitlelerden kaçmak amacı ile korunaklı ve saklanmaya elverişli bir yer arayışına girmiştir. Bunun üzerine halk, bu kaya oyuğu yapılara yerleşmeye başlamıştır. Bölgede hala yaşamakta olan Göktürk köyünün ahalisi, yerleşimlerini Kilistra üzerine kurmuştur.

Kilistra’daki yerleşimde esas alınan şey korunma ve güvenlik olmuştur. Bu sebeple yerleşim alanları karşıdan bakıldığında sarp kayalar şeklinde görünmektedir. Ancak bu kayaların içleri oyulmuş, oldukça geniş ve hava alan mekanlar oluşturulmuştur. Kayaç yapıları volkanik olduğu için, oyulması ve işlenmesi kolay olmuştur.
9- Mevlana Kültür Merkezi
Mevlana Kültür Merkezi yani MKM, Mevlana Türbesi’ne 1 kilometre uzaklıkta bulunur. Kültür merkezi, Konya’nın sanat ve kültür hayatının merkezi konumundadır.

Merkezde sergi salonları, kütüphane ve bir araştırma merkezi bulunmaktadır. 100 bin metrekarelik bir alana yayılmış olan merkez, Konya’da yapılacak tüm kültür ve sanat etkinliklerini karşılayabilecek potansiyele sahiptir.
10 – Çatalhöyük Neolitik Kenti
Bugün Konya’nın Çumra ilçesi sınırları içerisinde yer alan kent, farklı yükseklikteki iki tepeden oluşur. Çatalhöyük’teki yerleşimler, günümüzden yaklaşık 9 bin yıl önce başlamıştır.

Höyükler yaklaşık 2000 yıl boyunca aralıksız olarak iskan görmüştür. Bölgedeki ilk kazılar, 1961 yılında başlamıştır.
11- Tropikal Kelebek Parkı
Park 2015 yılının temmuz ayında hizmete girmiştir. Park, Avrupa’daki en büyük tropikal kelebek bahçesidir. 7 bin 600 metrekarelik kocaman bir vadinin yaklaşık olarak 600 metrekaresi kelebek uçuş alanıdır. Vadinin bulunduğu parkur oldukça büyüktür. İçerisinde müzeler, kafeler, hediyelik eşya dükkanları ve gezi parkurları yer alır.

Tropikal Kelebek Parkı, Konya seyahatinizin en unutulmaz kısmı olmaya adaydır. Siz de mutlaka Tropikal Kelebek Parkı’nı ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.
12- Sille köyü
Konya merkezinden 8 kilometre uzaklıkta olan Sille köyü, neredeyse 3 bin yıllık bir maziye sahip olan, tarihi bir köydür. Sille köyü, en yoğun iskanını Roma Dönemi’nde yaşamıştır. O zamanlardaki adı ise Sylle’dir. 1071 yılında Malazgirt Zaferi’nin ardından, Türklerin Anadolu’ya girmeye başlaması üzerine, Sille köyüne Müslüman Türkler yerleşmeye başlamıştır.

Özellikle Sille’nin merkezinde bulunan Aya Elenia Müzesi, görülmeye değerdir. Köyde ayrıca, şapeller, kiliseler, hamamlar, su yolları ve çeşmeler de bulunmaktadır.
13- Tuz Gölü
Ankara, Konya ve Aksaray illerinin kesiştiği noktada yer alan Tuz Gölü, Türkiye’nin tuz ihtiyacının yüzde 40’ını kendi başına sağlamaktadır. Göl, Türkiye’nin yüz ölçümü bakımından en büyük ikinci gölüdür. Gölün dışarıya herhangi bir akıntısı yoktur; yani kapalı havza gölüdür.

Tuz Gölü ve çevresi, doğal güzelliği ve manzarası ile görenleri hayrete düşürmektedir. Göl kapladığı alan ve bulundurduğu su miktarı sebebiyle su kuşları için oldukça önemli bir kışlama alanıdır.
14- Meram
Meram Bağ ve Bahçeleri, Türkiye’nin en yeşil alanlarından biridir ve tam bir tabiat harikasıdır. Günümüzde yürüyüş, dinlenme, piknik ve gezinti yeri olarak kullanılan bu bağ ve bahçeler, şehir merkezinden 6 kilometre uzaklıkta bulunur. Meram’ın oldukça temiz bir havası vardır. Suları adeta kaynak suyu gibidir ve toprakları çok verimlidir. Mevlana Celaleddîn-i Rumi’nin, Meram Bağ ve Bahçeleri’nde bulunmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğu, hatta bazen burada inzivaya çekildiği söylenir.

Selçuklu başkenti Konya’nın tarihimizdeki yeri çok önemlidir. Konya topraklarında bir huzur, bir mutluluk olduğu söylenir ki bunun son derece doğru olduğunu ziyaretiniz sırasında siz de keşfedebilirsiniz. Tarihi güzelliklerinin yanı sıra, tabiat harikası olan pek çok noktayı da sınırları içerisinde barındıran Konya’yı mutlaka ziyaret edin ve bunun için Aerobilet ayrıcalıklarından yararlanarak Konya uçak bileti seçeneklerini değerlendirmeyi unutmayın.















